Bir gece ansızın geldi işte.. Sonunda kndi alan adım blogum var.. kaankrby.com
hadı buyrun
Arkaşlar butun blogu diğer adrese taşıdım.. Yazıları okumak isteyenleri oraya bekliyorum.. Bir süre ikisi birlikte gidecek. Buraya yeni yazılar eklenmeyecek..

Bir gece ansızın geldi işte.. Sonunda kndi alan adım blogum var.. kaankrby.com
hadı buyrun
Arkaşlar butun blogu diğer adrese taşıdım.. Yazıları okumak isteyenleri oraya bekliyorum.. Bir süre ikisi birlikte gidecek. Buraya yeni yazılar eklenmeyecek..
Bir mektupla başlar mizansen.
Hayatla şiddetli geçimsizlikten ayrılıyoruz. Sonunda yürütemedim. En doğru karar da buydu. Tabi uygulayabilirsem.
Ne yazık ki onla gizli bir anlaşmam var. O bana yıllar verdi bu evlliğin karşılığnda ve boşanırsak hepsini geri alacak. Çok ironik. Her halukarda gidiş yok. Şiddetli geçinemiyorsan hayatla, yürütmek de çok kolay olmuyor ilişkiyi. Sevigisizlik artıyor zamanla. Geçimsizlik nefret oluveriyor bir sabah… Boynuna yapışabilsen ne ala. Ben olmasam hayat kendine yeni birini zaten bulur. Düşünülmesi gereken kişi benim burada.
—-Birinci sahne burada biter perde açılır kapanır.—
Aslına bakarsan hayat, senden boşanmaya gücüm zaten yok. Ve de; şiddetle geçinemesekte, yalan senden nefret ettiğim. Korkuyorum aslında bir gün, “ya sen terk edersen” diye. Bir sokakta apansız gidersin diye. Ondan bu telaşım.
—İkinci sahne biter. Yine perdeler.—
Hayat’a dönerek: Bir kez daha söyleyeceğim sana, seni nasıl sevdiğimi.. Seni hep sevdim aslında.
Ve hayat gider arkasına bakmadan, adam yere yığılır.
—Son.—
İki gündür yağacak deniliyordu.. Sonunda geç kalsa da yağdı.. Çok güzel başlamıştı.
Rüzgar önce yoktu, bir kaç kar tanesi düşerken o da hızlanıp savuruyorudu taneleri.. Tek tük..Derken bir kere daha baktım pencereden doluya dönmüştü. Camlar buğulanmıştı, o zaman anladım dışardan gelen rüzgar sesi, soğuğunda sesiydi.. Dolu hızlanıyor, ama ince ince yağmaya devam ediyordu.. Sokak lambasının kızıl ışığında, batan güneşten kopan parçalar gibiydiler. Asfalta düşüp kalıyorlardı. Bembeyaz bir sabaha uyanmanın hayalini kurdum gayri ihtiyari. Bir kaç söz o anda döküldü dilimden. Durumla alakaları yoktu, daha önce kurulmuştu cümleler.. Derken huzurla ve kaldırımları daha beyaz hatta daha kızıl görmenin hayaliyle, demin açık bıraktığım perdenin yanından bir daha baktım dışarı. Çok güzel bir tablo bekliyordum…. Duvarlara asılan bilinmeyen yer tabloları gibi. Ama hiç de öyle olmadı. Yağmura dönmüştü kar. Yerler ıslanmıştı ve saksıların üstünde durduğu mermer, kendi beyazlığını gösteriyordu üstündeki damların ardıdan. Camdaki buğular gitmişti. Kenarına baktım dışardan gelen rüzgarın içeri davetsiz girişini bir daha hissetmek için. Hala çok soğuktu. Parmaklarım camdan akan buğu damlarıyla ıslandı..
Hala sabaha beyaz uyanmanın hayali kandırıyor beni, bir daha bakıp dışarı sonra yatacağım.. Derken anlık bir aydınlık odanın karnlığını kaçırdı, Gökgürledi. Şimdi de yağmur sevilmediğini sanarak camıma vuruyor. Oysa en sevdiğim şekli onu en çok duyduğum hali. Sabaha kadar duymazsa onu sevdiğimi belki daha uzun kalır benle. Şimdi daha da şiddetlendi. İyisi mi susmalı
..
Zaten sabah oldu aslında. Yatmalı artık. Bu gece (ya da sabah), şehir bu kadar sessizken, ben de yağmuru dinelyerek uyuyacağım..
SONUNDA YAĞDI KAR, YAĞMUR OLDU, SES OLDU, GECE OLDU, UYKU OLDU…
Yazdığını etkili kılabilmenin yolu, yani anlatımın yoğun olmasından yola çıkıyorum; duyguyu derin yaşamaktan geçer. Bu söylediğimde asla, duyguları haykırmak ya da yüksek sesle durmadan tekrarlamakla olmaz; aksine olabildiğine içinde tutup, sonra anlatmakla olabilir. Böylece yoğunluk yazıya akatarılabilir.. Ne var ki hayat bir çok duygunun bu şekilde yaşanmasına izin vermez, bazıları tabi ki…
Temeldeki sorunumsa bunlardan çok uzak ve alakasızdır.Ve de saçma. Çünkü yaşadığım, yaşanmamışlara dair duyduğum kaygıdır. Bugüne kadar dillendirilenler (dolayısıyla yazılanlar) bir yerde saçmadır. Lakin bu kaygı vardır. Ve yaşanmamışlar hakkındaki düşüncelerim, yersiz bir şekilde benle yaşamaktadır.. Üzerine fikirler yürütmeme sebep olan bir döngü içinde başa sarmaktadır..
Yine de sebebini bilmediğim bir rahatsızlık duymaktayım (bu anlatılanlar bir sebep değil tamamiyle sonuçtur.) ve (sanıyorum ki) sonuçlarına katlanmaktansa sebebi araştırmak hem daha cesur bir eylem olacaktır…
Film tadında hayatım var artık. Meger film şeritleri acılı oluyormuş.. Dramlardaki aşklar yetmezmiş sadece mutlu sonlara, sonsuzluklara. Gördüm gördüm ordan söylüyorum.
Ne yazık ki üç dilek hakkım yoktu. Tek seferde söylemiştim, heyecanıma rağmen kekelemeden. Bir dilek bile değildi oysa ama çıkmıştı ağzımdan.. Şimdi görüyorum. Yazılar geçiyor usul usul siyah ekranda. Oynayanlar ben, yöneten ben, kameraman ben…
Filmin konusunu merak edenlere önemli olan anafikri diyorum.
“Aşkı hüzün sananlarla, hüznü aşk sananlar vardı. Ben yer değiştirip duruyordum. Sonra bir şey oldu. Aşk katıksız aşk oldu. Doldu. Taştı. Durdu. Taştı… Birgün… Aşk hüzündü ve hüzündü aşk çünkü.. Çünküsü yoktu öyle olmalıydı. Aşkı yaşamak için ağlamak şarttı ve hüznü yaşamak içinde aşık olmak.”
—–
Son yazı da geçti şimdi.Karanlık. Katıksız karanlık. Kendimi bile hissetmiyorum galiba. Cinayetin kanları elime bulaştı. Yine oyuncular ben yönetmende.. Film tadında devam edecek hayatım. Sonraki bölümlerde görüşürüz. Bende durum komedisi yapmak istiyorum.
Yolları görmüştüm cennet ve cehheneme giden;
Cennetin yollarında kuşlar,
Cehenneminkinde gemiler vardı..
Kıpkızıl ışıkları vardı cehennemin,
Kocaman camlarda yansıyan.
Cennetin ışıkları da denizin dibinde uykuya dalıyordu…
Akşam oluyordu..
Kuzenimin oğlu, kızdı bir şeye gidiyor yine…
Kuzenimin oğlu benimde yeğenim olur galiba…:D
Aklıma geldi; bir keresinde rahmetli dedemi anlatmak için, annemin annesinin kocası demiştim.. Anlatmak istediğimi direk söyleyememem de burdan mı geliyor? Yoksa tam tersi mi, burası mı oradan geliyor?
Bilmiyorum, iyi geceler…
Filmlerde görmüştüm bir kere masalsı hayatları.. Tadını almıştım. Herşey öyle olmalıydı.
Aradığım şey zenginlikler yada garip ilişkeler değildi.. Ya da bir yüzük değil hepsine hükmedecek falan… Film tadı bunlarda yoktu ki zaten.. Ben dramları çok sevmiştim.. Dramlarda bir sevgi çünkü. Kavuşamayan aşıklarda güzeldi.. Aşk vardı.Mühim değildi güzel sonlar, çünkü aslolan güzeli anlatan hikayelerdi.. Film bitince kavuşsa da olurdu esas karakterler..
Bende işte böyle yaşamak istedim hayatı hep. O güzel hikayeleri gerçek yapayım istedim.. Baş rolde benim olurdu, yardımcı oyunculukta.. Şizof (aslında şizofren; ben şizo diyodumda emran bir gün şizof dedi.bu şekliyle prof a benziyo.daha bi kalın anlamlı oldu:D) olurdum o zama.. Film tadında hayatı var ama onlarında…
Hayat bir dram olamayacak kadar çok sinsi ama.. Dramlar masumdurlar. Kavuşmaları anlatan hikayelerde öyle.. Ama hayat sanki savaş filmi gibiydi. O bile dram. Testere gibi birşey galba..
Saçmalamam geldi de…
iyi uykular..
Bu gece yazmanın iyi geldiğini unuttuğumu farkttim. Tabi yazınca anladım. İyi geldi… Ne kadar iyi bilmiyorum ama.. Cümle başına döndü. Belki de iyi bir şey yapmadım.
kopuşlar başladı çok derinden
bu gidiş gidiş değil
her parçayla bir ben gidiyor
içimden
nereye bilmediğim
bir anlaşılmazlık silsilesi
nefes alıyoruz lazım olduğu için, yemek yiyoruz,
konuşuyoruz dertlenince, susuyoruz sinirle.
sabahları uyanıyoruz,
guneşle konusuyoruz yanlız uyanınca yatakta,
kimse yokken o uyandırıoyor bizi.
gece yatarken gökyüzüne
bir bakıp,
ıç geçiriyoruz;
mecalimiz olmadığından iyi gecelere
bir de uyuması var bunun hiç yaşanmamıslar için ayrılmış…
Yorumladılar